DEĞERLER UNUTULUNCA BEREKET DE SAKLANDIĞI TOPRAĞA DÖNER…
İstanbul’a geleli bir hayli zaman oldu; ama gelin görün ki, küçük sessiz bir kasaba hayatından sonra İstanbul, insanı bunaltıyor ve yoruyor.İnsan bunu yıllar geçtikçe daha da çok hissediyor.
Gece yarılarına kadar süren gürültüler beyinleri zonklatıyor burada. Egzoz gazları,korna sesleri şehrin tüm büyüsünü bozuyor.İnsan kalabalık ve trafikten koşturmaca dan hangi arabaya bineceğim telaşından, kaçırırsam korkusundan serseme dönüyor.İnsanların vurdumduymazlıklarını, robotlaşmış hallerini gördükçe, kasabamdan ilk geldiğim günlerimi arıyorum; galiba bu şehir benide ruhsuz ve hissizileştirdi diye iç geçiriyorum.
Çavuşamcanın karısı Zehra teyzenin elinde taze birkaç yumurta ve bostanından toplanmış yeşillikleri hatırlıyorum.Dudu teyzelerin bahçesinde de bulgur kaynatılırdı kışa hazırlık, herkes de tatlı bir telaş ve yardımlaşma, tüm komşular toplaşırlar yufka ekmek açıp pişirirlerdi sırayla kışa hazırlanırdı tüm kasaba.Hangi evde bulgur kaynatılsa, civar evler bulgur yemeye davet edilir veya evlerine yollanırdı.Bunu, imkanı olmayanlara ikram,komşulara iyilik ve işlerine bereket sayarlardı.Salçalar beraber kaynatılır.
Ekmek pişirmek için yanan ateşin altına atılan gazelleri büyük bir zevkle toplardık tüm mahalle çocuklarıyla ,bu bizim için bir oyundu sanki.
Tüm kasaba çoluğuyla- cocuğla ,yaşlısıyla- genciyle ,kadınıyla -erkeğiyle büyük bir dayanışma halindeydik,büyük bir güçtük.
Çocukluğumun kasabasında soğuk kış geceleri de bir başka güzel yaşanırdı.Zaten tüm gün yorulmuş olurduk karlarla oynamaktan ,kar resmen bizi hamur gibi yoğururdu.Akşamda sobanın üzerinde o kaynatılan mısırlar, pişen kestaneler ömre bedeldi.Patlamış mısırlar ise yağan karlar gibi tabakları doldurur,sonra telaşlı misafirlikler başlar;büyükler soğuğa rağmen sıcak sohbetlere dalar;küçüklerde isim şehir oyunu dahil birçok oyunla kendimizden geçerdik.
Geçenlerde gazetede gördüğüm bir karikatür şuan ki halimizi çok iyi anlatıyor.Çocuk,bilgisayarın başında;”Yaşasın, Amerika’dan John ile görüşüyorum.’ Naraları atarken, zavallı yaşlı dedesi,çekildiği köşeden şöyle sesleniyordu: ‘A be evladım,ta Amerika’dan Johnlar la görüşüyorsun da, dizinin dibindeki dedenin halini bile sormuyorsun!
Heyhat, Şimdilerde kasabamız iyice büyümüş Adanalılar iyice yerleşmişler eskiden gelir birkaç aylığına ev kiralarlardı şimdi ise hepsi ev yaptırmış fazladan birkaç mahalle oluşmuş.Bulgurlar kaynamıyor,salçalar kaynatılmıyor ekmekler pişmiyor şimdilerde buram buram kokan pekmezler kaynamaz olmuş.Değerler unutulunca bereket de saklandı toprağa dönmüş sanki.İnsanlar büyülenmişçesine televizyon ve bilgisayar başına çakılıp,ne muhabbet ne sevgi ne birlikte paylaşımlar kalmış,çevresine selam bile vermeye çekinir oldu.tıpkı makinalaştırıldık.Hissiz,duygusuz robotlara dönüşdük.
Kasabamın eski günlerine nazaran, koca İstanbul epeyce boğucu geliyor bana.Lakin karanlığa kızmaktansa, kasabamın hatıramdaki o bereketli güzel duygu dolu mumlarını yakmaya çalışıyorum şimdilerde.İnce hisleri gönlüme, iyilikleri beyin hücrelerime bir kanaviçe gibi işleyen siz anne babama da sonsuz teşekkürlerimi bir kez daha arz ediyorum.
Hacca giden karınca misali, yollar her ne kadar aşılmaz görünse de; İstanbul’un,Ülkemizin,hatta dünyanın güzellikler ulaşması için hep aynı coşkuyla çalışmamız lazım.
Soğumaya başlayan havalara inat,sıcacık hislerle herkese selam gönderiyorum…….
|