"AKP’ye nefretim var, 12 Eylülcüyüm"
Mehmet Altan
Boykot diyorum; çünkü…
Ferhat Tunç
AKP bölücü ve ayrımcı bir politik merkez
Turan Eser
Bayramlar Güzeldir
Birsen Aydoğan
Boykot, Sivil İtaatsizliktir
Erdoğan Yalgın
Dursun Çiçek ve Orucu
Akın Olgun

Aleviler oyun olmayacaklar
Ana Sayfa | Yazarlar | Videolar | Müzikler | Sohbet | Resim Galerisi | Künye | Reklam | İletişim | Üyelik | Forum 10 Eylül 2010 Cuma
ANASAYFA
VİDEOLAR
  GÜNDEM
  POLİTİKA
  DÜNYA
  AB-TÜRKİYE
  KÜLTÜR-SANAT
  MEDYA
  YAŞAM
  EKONOMİ
  ROPÖRTAJLAR
  ARAŞTIRMALAR
  BELGELER
  FORUM
  ETKİNLİK/DUYURU
  OY BİZİM ELLER
YENİ SOL PARTİ
ARŞİV
 
[ Gelişmiş Arama ]
   FORUM
Mazlumlar cephesi ve boykot
Aleviler ve BOYKOT
Kürtlerin barış atağı
Dersim Katliamı nı kim yaptı?
Alevilik Üzerine Hegemonik Tasavvurlar..

Hıdır Ali Bingöl
hidir.a.bi@web.de

Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Yazdır

Diğer Yazıları

2010-06-20
Muhtar Baba

Sadık Muhtar, muhtar olalı ne bu kadar eğlenmiş, ne de bu kadar gülmüştü.

Eşi vefat etmiş, o yıllarca onun mazisiyle yaşamaya devam etmişti. Karısına olan saygısı, onu hiç bir zaman yeni arayışlara götürmemişti. Kendisini evliyken beğenenler, dul kaldığı zaman da çok beğenmiş ve ona sahip olmak için çalışmışlardı. Ne zaman komşusu Nazif beyin ısrarı oldu, işte dananın kuyruğu o zaman koptu.

Nazif bey, ince ruhlu, kibar, sevecen bazen de olmadık yerde kabadayı kesilirdi. Sanki dünyayı, her şeyi kendisi yaratmıştı. Muhtardan yaş itibariyla yaşlıydı. Saygınlığı da esas buaradan gelirdi?

Muhtar, Nazif beyi asla kırmazdı.

Nazif bey; aile kültürüyle seviyeli, olgun kişilikli olan Sevgi hanımı, Sadık muhtarla tanıştıracaktı.
“Yahu, kardeşim, sen ne biçim insansın? Eşin vefat edeli altı yıl olmuş. Karşı cinse hiç mi, hiç ilgin yok. Yoksa bu dünyadan elini eteğini çektin mi? İnsan sene de bir olsa, başını kaldırır etrafına bakar. Sağında gül mü, diken mi, solunda lale mi, sümbül mü, şöyle bir bakar be! Anladık kendine saygı duyuyorsun, aslında yanlış yapıyor ve kendine saygı duymuyorsun. Yani kendine olan saygını tüketmişsin! İçine kapanmış kendi kendini yiyorsun. Hayır, bu böyle olmaz. Ben muhtarıma, daha fazla sefilleri oynamaya izin vermeyeceğim,” dedi.

Sadık Muhtar samimi ve dost bildiği Nazif beyi can kulağıyla dinledi. Bir eksiklik, bir noksanlık olmalı herhalde diye düşündü.

“Durduk yere Nazif bey neden bu konuda beni uyarsın ki! Mutlaka ben bir yerde yanlış yapıyorum. Adım gibi her şeye olduğundan fazla hatta abartılı olarak sadık kalıyorum. Kimbilir benim yerimde bir başkası olasa ne yapardı. İş taaa Nazif beye kadar gelmiş. Bu tür konularda çok gerimde diye bilinen Nazif bey, bana sitemde bulunuyor. Bence haklılık payı var. Ben kendimi bir boşluğa kaptırmış gidiyorum. Bu böyle olmaz,” diye düşündü Sadık Muhtar.

Nazif bey, düştüğü çıkmazdan Muhtar Sadık´ı kurtaracak ya. Ne pahasına olursa olsun muhtara bir iyilik yapacaktı. Muhtar bunu anlar mı, anlamaz mı orası belli değildi. Takdir muhtara, iyilik Nazif beye kalmıştı.

Nazif bey:

“Aslanım, bu akşam benimle geliyorsun. Soru sormak yok, nereye gideceğimize karar verdim. Hayır diye bir kelime de kullanmayacaksın. Bugün benin dediğim dedik, tamam mı sayın muhtarım.”

Muhtar kafasını sallayarak tamam anlamında saygıyla Nazif beyi onayladı.

Nazif bey, yıllar önce tanıştığı Sevgi hanımı muhtara tanıştıracaktı.

Sevgi adı gibi sevgi dolu, anacan yürekli biriydi.

Yıllar önce eşini trafik kazasında kaybetmiş, yalnızlığını dört duvarla paylaşıyordu. Şehir merkezinden uzak kendine yakışır güzel bir dairede yalnız otururdu.

Sevgi´ye arkadaşları sevdiklerinden Sevoş diye seslenirlerdi.

Nazif bey usulca cep telefonundan gözlüklerinin ardından aradığı telefon numarasını buldu ve telefon etti.

“Alo, alooo Sevoş sen misin? Hani geçenlerde anlatmıştım ya. Anımsadın mı? Neee!.. Sesimi çıkaramadın mı? Ben Nazif, yahu Nazif be. Hele şükür. Sana sözünü ettiğim muhtar arkadaşım var ya. O, evet o. Şimdi yanımda. Sana kahve içmeye gelebilir miyiz?

Sevgi hanımdan “Buyrun gelin” yanıtını aldıktan sonra Nazif bey:

“Eyyyt ulan be. Bu iş de tamam. Bana boşuna Nazif bey dememişler. Nazif´in kibarlığı, muhtarın yalnızlığı birleşince arada hiç bir sis perdesi kalmadı. Haydi bakalım Sadık Muhtar, Sevoş´a gidiyoruz,” dedi.

Asansörle altıncı katta çıktılar.

Nazif bey, Sevgi Çiçek yazılı orta dairenin zilini çaldığında kapı ardına kadar açıldı. Kibar, ince, biraz ürkek ve biraz titrek bir ses içeri buyur etti. Bu Sevgi hanım olacaktı, çünkü kendisinden başkası yoktu evde.
Etine buduna dolgun, yaşı kemale ermiş, bakımlı bir ruh ve cilde sahip bir bayandı Sevgi hanım.

Muhtar, Sevgi hanım bu bayan olmalı diye düşündü. Yalan söylemezse iyi niyetli, aydın, hoş bir bayan ancak beklentisi gibi bir bayan değilmiş gibi bir tavır içindeydi.

Sevgi hanım kahvesini şekerini ve suyunu hazırlamış cezvenin altını yakarak hemen pişen Türk kahvesi yanında, birer bardak suyu ikram etti.

Kahveler tamamen içilmeden Nazif bey kalktı ve iyi akşamlar dedikten sonra kapıyı ardından kapattı.

Altı yıl Sadık Muhtar ve üç yıl dul kalan Sevgi hanım büyük bir şehvetle karşılıklı bakışmalardan sonra yanyana oturarak birbirlerine sarıldılar. O heyacanlı an, o şehvet dolu dakikaların onlara verdiği haz ikisini de terletmişti. Kendilerini koltukta sereserpe buldular.

Muhtar, şişti, horozlandı ve başladı kendi kendine konuşmaya:

“Ah ulan muhtar, altı yılın boşa geçmiş. Nasıl terledim, ya da terlettim. Nazif bey haklıymış. Etrafına bir baksana keriz, demişti. Adın Sadık, kendin keriz ve adın gibi kerizliğe sadık kaldın,” dedi kendi kendine.

Muhtar yalan mı söylüyordu. Hiç de düşündüğü, ya da anlattığı gibi değildi. Toprağa yeni düşmüş, doğrusu ona göre yüz yıl önce toprağa düşmüş ama filiz vermemiş bir tohum çekirdeğiydi.

Koca çınar gibi olan muhtar, minni bir çınarcık oluvermişti. Hani Sevgi terin soğumadan bir daha terle dese terleyeceği de meçhuldu. Atıp tutturmak kolay da, atmadan tutmanın mümkün olmadığını kendisi de iyi biliyordu.

Nazif beye görünmek için duş aldıktan hemen sonra Sevigi´yi öperek evden ayrıldı.

Adı üstünde, Nazif bey.

Muhtarı yarım saat beklerken tam iki saat geçmişti. Gözlerinin içi gülüyordu. Alaylı bir tavırla;

“Bana bak! Nazif beyin arkadaşı bir iki öksürmedi denirse utanırım ha! Derin derin öksürdün mü lan?”

Yüzü kızaran, baktıkça suç işlemiş bir konumda kendini bulan Sadık Muhtar:

“Öksürmedik, sadece terledik. Ama iyi terledik” dedi.

“Anladım. Öksürmekten terlemek daha iyidir. Bari bir kaç kez terleseydiniz. Vallaha bravo muhtar. Benim arkadaşım hem terler, hem de iyi terletir. Tersi bize yakışmaz. Yaşımın altmış olduğuna bakma. Hani neresinden bakarsak bakalım, sana bir on, on iki yaş fark atıyorum. Bakma öyle, sana kıyasla çelimsiz, ufak, tefek, dişi dökük, bunak gibi de görünsem günde üç - beş terletirim.”

Muhtar tamamen şaşırmıştı.

Öksürmekle, terlemek arasındaki diyalog neydi acaba? İkise de yorgunluktan ötürü mü, yoksa ayrı iki konumdan oluşan zorunluklardan mıydı? Öksürmek bir nevi hastalık, ya da bağımlılığın ürünü, terlemek bir nevi hastalık ya da gerilim ürünü olacağından kuşkulandı. Acaba bendeki hangisi? Hasta olduğumu sanmıyorum. Heyecan ve gerilimden ötürü olduğunu düşünüyorum diye kafasından geçirdi.
***
Bir gün sonra Sevgi, Sadık muhtarı arayarak;

“Çok sevdiğim, her zaman yanımda olan, Sevda hocam geldi. Kahve içmeye gelebilir misin? Hoca hanımla birazcık söyleşir dertleşiriz,” dedi.

Muhtarın canına minnet. Aklından bile geçirmediğini Sevgi hanım düşünmüştü. İlk kez bir başka kadının evinde tanımadığı bir başka kadınla tanışacak ve sohbetini koyulaştıracakltı.

Sadık Muhtar, asansörle altıncı katta çıktı ve Sevgi Çiçek´in zilini bastı. Kapıyı Sevgi hanım yerine; karakaş, kara gözlü esmer, Asya güzeli, ölçüleri yerinde bir başka güzel kapıyı ardına kadar açtı.

“Buyrun muhtar bey. Ben Semoş ablamın arkadaşıyım,” dedi.

Salona geçmeden, Sevgi hanım muhtarı karşıladı ve bir gün önce oturduğu koluğa buyur etti. Hemen mutfağa doğru yürüdü ve ‘‘Kahvenizi nasıl alırsınız Sadık bey?” diye sordu.

Muhtar Sadık:

“Lütfen sade,” dedi.

Televizyon izlenirken kahveler gene birer bardak suyla masaya geldi. Muhtar kahveden bir yudum almaya çalışırken Sevda hoca birden atıldı.

“Aman Sadık bey! Sizinle uğraşan ne kadar insan var. Sizi seven üç bayan görüyorum. Uzaklarda görüyorum. Biri esmer, biri sarışın, biri tam size kuyu kazıyan biri. Bakın siz biliyor olmayabilirsiniz. İşte, biri şöyle, öteki böyle, öteki böyle böyle. Siz, Hasan Paşa´da oturuyorsunuz. Kendinize ait müstakil bir eviniz ve geniş bir bahçeniz var. İki arabanız ve bir de yat diyemeceğim, ama bir tekneniz var. Bir kız, bir de erkek kardeşiniz var. İkisi de varsıl insanlar. Ben falcı değilim. Hele hele erkeklere hiç bir şey söylemem. Herkes kuyunuzu kazıyor. Size kırk dokuz düğüm bağlanmış. Kimlerin bağladığını biliyor musunuz? Sizi elde etmek isteyen üç kadın. .... Evin işte falan yerde, şöyle girişi var, şöyle çıkışı var. Hasta kardeşiniz var. Bu yıl şu hastalıkları geçirdi...”

Sadık muhtar ilk kez böylesi bir ortamı yaşıyordu. Sevda hoca muhtarın bütün gerçeklerini konuşmuştu. Muhtar bunun bir oyun olacağından kuşkulanmamış mıydı? Kuşkulanmıştı herhalde!

İkisini de tanımıyordu. Anlatılanlarla muhtarın öz geçmişi özdeşti. Mutlaka beni çok iyi tanıyan biri bu sırlarımı Sevda hocaya anlatmıştır düşüncesine kapılsa da, hiç kimsenin bilmediği, yalnızca kendisine ait bazı bulguları anlatmak onu yeni çağrışımlara götürüyordu.

Kahveler içildi, Sevda hocanın su bardağına daldığı ve muhtarın bilmediği su falı bitmişti.

Sevgi hanım; Yeşilyazı´da çok iyi bir hocanın olduğunu, daha doğrusu diplomalı bir hoca, yani medyum olduğunu söyleyerek randevu almak için telefon etti.

“Aloo... Ahmet Müftüoğlu´yla görüşmek istiyorum. Efendim, kim... Anladım. Kardeşi Mehmet Müftüoğlu mu dediniz. Tamam. Mehmet beyi veriyorum. Alooo. Ahmet, pardon Mehmet bey, ben Sevgi. Hangi Sevgi? Yeşil Budak´tan Sevgi, tanıdınız mı?

“Aaa Sevgi hanım, müşteri velinimetimizdir tanımaz mıyım. Merhaba büyük insan, merhaba Sevgi hanım. Bana Yeşil Budak demediler, Yeşil Yuva dediler, özür dilerim. Buyrun bir emriniz mi var.”

Bu iltifattan sonra Sevgi´nin peltek dili tamamen peltekleşti mi ne. Soracak, konuşacak ama konuşamıyor. Yani terlemeyi mi, öksürmeyi mi, yoksa kırk dokuz düğümü mü anlatacaktı?

Gece oturdu, kendisini düşünen adam yerine koydu. Elini çenesinin sağına soluna, sivri ucuna koydu ve kendine bir yer aradı. Ben bu muyum değil miğim diye düşündü durdu.

Sevgi ve Sevda hanımlar istemişler ya. Ahmet Müftüoğlu´yla görüşecekler. Sadık Muhtar´ın bilgi ve inancına ters bir buluş. Ters de olsa, düz de olsa bu kaynağı tanımak ve binlerce insanın umut kapısına o da bir umutla gidecekti.

Sevgi hanım, çarşamba günü için erken saat randevusunu aldı.

Yola çıktılar sabahın erken saatinde. Vardıklarında saat onbiri geçiyordu. Dışarda karşılayanlar, otopark da görevlileri, çay bahçesi olarak nitelendirlekleri çayhaneleri, dilinden anlamadıkları bir beldeye vardılar. Burası Türkiye´nin Marmara bölgesinin güzel bir beldesi.

Marmara Bölgesi´nde böyle bir yapılanmayı acaba tarikatların dışında bilen yok muydu? Sonra birden aman bana ne diye düşündü muhtar.

Yahu kardeşim dedi, bu memleketi ben mi kurtaracağım. Ne siyaset bilirim, ne politika, inci - dinci de değilim. Varsın sırtımızdan büğüyenler bilsin bu işi dedi ve kendince çıktı işin içinden.

Hanımlar rahat, muhtar tedirgindi. Olsun, ama sonuçta muhtar bayanlara inanmıştı.

İki katlı bir ev. Sağında bir küçük bakkal, bir kahvehane. Solunda birkaç arabanın park edebileceği bir zemin dükkân. Düz gidildiğinde bir kaç metrede meyve ağaçları.

Muhtara burası kurtarılmış bir bölge gibi geldi.

Hoca kendine göre numunelik bir köşe ayırmış ve koca Türkiye Cumhuriyeti´nde yetkindi.

Dilleri, ne Türkçe, ne Kürtçe, ne Dersimce, ne Zazaca, ne Lazca. ne Süryanice, ne de Arapçaydı. Bir başka dilleri vardı.

Muhtar; kardeş siz hangi dili konuşuyorsunuz?” diye sordu.

“Biz; Persich yani Persçe (Farsça) konuşuruz. Biz buralı değiliz. Dedelerimiz, Marmara´ya yüz yıllar önce gelmişler.”

Muhtar dayanamadı:

“Peki, konuştuğunuz dil kürtçe, zazaca karışımı gibi geliyor bana.”

“Evet, biz Pers, yani İranlıyız.”

“Peki yaptığınız, Cumhuriyet Kanunları´na göre ters değil mi?”

“Neden ters olsun ki! Vergi numaram var, devlete vergi ödüyorum.”

Medyum yalan söylemiyor.

Her sekiz - on dakikada altı - yedi metrekarelik yere şıkıştırtığı dokuz kişinin bulunduğu odada iki vergi karnesi vardı. Birinde Ahmet Müftüoğlu, ötekinde Mehmet Müftüoğlu yazıyordu. Vergi numarası abcd-1234 ötekinde, abcde-12345, izin tarihi 00.00.00. ötekinde 000.000.000 yazıyordu.

Maliye´den alınmış, vergi izin numaraları, üniversite mezunları olduklarını sergileyen çerçevelenmiş diplomaları, günlerce kuyrukta bekleyen müşterilerinin olduğu duvardaki fotoğraflardan belliydi.

Hoca haklı. Vergi numarası var, xxxx üniversite mezunu, kardeşiyle ayda bir - iki yurt dışına çıkan medyumlar. Onlar haklı. Kimler haksız ve kimler utansın. “Bilmem, ben köylüyüm” dedi muhtar.

“Aferin sana muhtar,” dedi Nazif bey ve devam etti:

“Lan muhtar oğlum, sen bilmiş - bilmemiş, aydın maydın olabilirsin ama benim gibi insan olamazsın. Bak sayemde gördün bunları,” dedi.

Hıdır Ali Bingöl


424 defa okundu



Yorumlar ( 0 )
Said-i Nursiciler, Said-i Kürdiciler
Kelime Ata
Başbakan Alevi-Sünni bölücülüğü yapıyor
Murtaza Demir
Referandum ve Aleviler
Ergin Doğru
12 Eylül
İsmail Saçlı
Maraş katliamı protestolarına dair
Aziz Tunç
Veli Küçük, yaşayan Topal Osman mıdır?
İ. Cem Özkan
O nehir
Yaşar Seyman
Yeni bir vatandaşlık ve Türkiyelilik
Murat Aksoy
Şair öldü
Şükrü Yıldız
Hoşgörü
Erdal Irfan
Timsahın gözyaşları niye sizinki gibi...
Husna Çaldır
Don Quichotte Erdoğan Karayel
Nazlı Özdemir
Çelişkili Aleviler
Firaz Baran
Egoist ve Bencil Kimlerdir?
Diyap Gökduman
Kanlı bukalemunlar
Hasan Aydın
Muhtar Baba
Hıdır Ali Bingöl
Almus
Müzeyyen Yazıcı
Savaşı Kılıçdaroğlu ile sürdürecekler!
İmam Canpolat
Dağlar
Erdal Er
21 Mart- Newroz (Nevruz) Bayramı
Ali Köylüce
Alevilerin Yedi Ulu Ozanı Üzerine-2
Doğan Munzuroğlu
Bu Aleviliğin Asimilasyon Raporudur
Erdal Yıldırım
AKP nin Alevisi olmayacağız
Ali Yıldırım



   EN ÇOK OKUNANLAR
   A. Balkız Kimin adına açıklama yapıyor?
   Aleviler RojTv de referandumu tartışıyor
   Aleviler oyun olmayacaklar
   Aleviler ve BOYKOT
   AP Romanları tartışacak
   Aleviler BOYKOT dedi
   Alevilerden Boykot Cepesine destek
   Mazlumlar cephesi ve boykot
   Bu ateş hepimizi yakar
   Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz!

   EN ÇOK İZLENEN VİDEOLAR
   Selami İnce İle Birgün Gazetesi
   OZGUR MEYDAN Aleviler
   Mardin Bilge Köyü katliamı üzerine
   İKİNCİ GÜNDEM 19 Aralık katliamı

  

Arsiv TV
Eflatunyarim
Mehmet Altan
PirYolu
Teylo FM
Şükrü Yıldız

KÜLTÜR TV
© 2010 - Bütün hakları saklıdır.

y_sukru@hotmail.com