Son günlerde yüksek konum ve mevkilere gelmiş biz demokratik ve her türlü görüşe inanca açığız diyen bir çok insanın, kapalı ya bakış açısı ve şahsıma yapılan eleştiriler şaşırttı beni ve yazmak istedim. Bence önemli olan belirli bir makam elde etmek değil insanların görüş ve düşüncelerine birey olarak duyulan saygıdır asıl erdemlilik ve tevazu sahibi olmak budur. Bir birey hangi inanışa sahip olursa olsun ona saygı göstermektir, işte bu noktata insan demokrat ve aydındır bence.
Evet ben ve benim gibi birçok dava arkadaşlarım, ilk önce ALLAH”ın emri olduğu için ve inancım gereği takıyorum başörtüsünü.Ama hangi inanıştan görüşten olursa olsun bir kişi , ilk önce insan olarak görmem, kişiliğine saygı duymam ve demokratik düşünmem gerektiğni biliyorum böyle yetiştirildim ve bu böyle devam edecek.
Tesettürlüyüm çünkü RABBİM”İ hatırlamak ve hatırlatmak için,yaratılış gayemin gereği, özel olduğum için özel hissettiğim için İnsanların gözünde değil, Rabbimin nazarında özel olduğum için... Kulluğumun gereği
Rabbimin rızasını kazanmak için, örtü yükseklerden bir emir ve yüksek bir eylemdir! Göklerden gelen hediyeyi kabul ettiğim için Tesettürlüyüm... Tesettürlüyken daha rahat olduğum için,dışarıda kendimi en rahat hissedebileceğim giyim şekli olduğu için, birtakım kötü gözlerden koruduğu için, tesettürlü bir insan dış görünüşüyle değil de kişiliği ve ahlakıyla davranışlarıyla, düşünceleriyle ön planda olduğu için ben çiçek gibi taşımıyorum başımda örtümü ben örtümü kurşun gibi yüreğimde saklıyorum. Yüce Rabbim emretmiş o, bu dedi diye vazgeçecek kadar basit olsaydı başımda taşımaya utanırdım. Elhamdülillah gururla taşıyorum...
Bana göre ve bütün imanlı akıl sahiplerine göre, Kur”an”ın emirlerini dinlemenin, Kur”an”a muhalif lakırdılara kulak asmamanın en doğru seçim olduğunda şüphe yok. Lâkin toplumumuzda kafalara şüphe tohumu eken nifak memurları o kadar çok ki!.. Yani sadece inanmak yetmiyor, o inancı hikmetlerle yani ilimle desteklemek de, bu zamanda çok zaruri. Çünkü mesela namaz, her gün beş vakit vücuda vurulan pranga gibi görülmeye başlanır, niçin kılındığı bilinmezse; oruçtaki fazilet keşfedilemezse, acı bir açlık gibi gelecektir insana; eğer zekâttaki sosyal şifadan habersizseniz, ziyan, zarar gibi gelir de elinizi cebinizden çıkaramazsınız.
Ve tesettür evet tesettür en çok konuşulan, en çok tartışılan konuların başında geliyor. Kimine göre medeniyetin engeli, kimine göre uzay gemilerinin uzaya gitmemesi için çelik gövdelerine bağlanmış bir urgan(!), kimine göre “bu devirde olur muymuş böyle şeyler!” sırasında sayılan devri geçmiş ilkel bir bez parçası, vesaire vesaire.. ilmî gerçeklere dayanmayan, ipe sapa gelmez bir sürü yorumlar..
Peki Kur”an ne diyor, fıtrat ne diyor? Tesettür hakkında felsefî yorumları nazara almadan, aslı demagoji olan saplantıların tuzağına düşmeden, şunun bunun muğlak mütalaalarıyla ilgilenmeden doğrudan doğruya Kur”an”a müracaat ettiğimizde ve kadın fıtratıyla tesettürü birlikte ve ayrı ayrı incelediğimizde hakikat güneş gibi meydana çıkmaktadır. Zira Kur”an”da her şey fıtrîdir, yaradılışa uygundur; hatta insan denilen makinenin ruh programı Kur”an”a göre düzenlendiğinden, bu makineden gıcırtılar, kirli dumanlar yani bunalım, stres, intihar, fuhuş, tecavüz, kadınları taciz ve benzeri arızalar vuku bulmaması için Kur”an”a göre hareket etmeli, Kur”an”a göre programlanmalıdır.
Bazılarına uzun gelecek bu girizgahtan sonra konumuz olan tesettür hakkında birkaç âyet ve doğrudan olmasa da dolaylı olarak alakalı iki ayeti nazarlarınıza arz etmek istiyorum:
“Mü”min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.” (Nur: 30)
“Mü”min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut Müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey Mü”minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (Nur:31)
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve Mü”minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Ahzap: 59)
Yukarıda yazılı ilk iki ayette kadının toplum içinde kendini muhafaza konumu ve tesettürünün ne şekilde olması gerektiği ve açıkça tesettür emri ferman edilirken; erkeklerin haramdan korunmaları için kadınların tesettüre girmelerini gizli emreden ayetler olduğu görülmektedir. Üçüncü ayette tesettürün Kur”an”ın kesin bir emri olduğu ve kadının yaradılışı gereği tesettür zırhına bürünmeye muhtaç olduğu vurgulanıyor. Dördüncü ayette, tesettür ve Kur”an”ın diğer emirleri hakkında te”vil yaparak, nefsinin avukatlığıyla Kur”an”a aykırı yorumlar getirerek, emr-i İlâhi”ye muhalefet etme cüretinde bulunanların ne derece büyük zararın içinde olduğu anlatılıyor. Ve son ayette ise, zamanın ve zeminin şartları ne olursa olsun rıza-yı İlâhi”yi kaybetmemek için ibadetlerinin üzerine titreyerek Müslümanca duruşundan taviz vermeyenlerin mazhar olacağı pek parlak bahtiyarlık müjdeleniyor.
Kur`ân`ın tesettür emri hakkında bir kısım medeniyet tellalları “Zamanın şartlarına uygun değildir, bu zamanda tesettür de neyin nesiymiş!.. Kadını esaret altına almak istiyorlar..” gibi hezeyanlar savuruyorlar. Biz de onlara karşı diyoruz ki, tesettür kadın için gıda almak, su içmek, nefes almak derecesinde belki daha da öte fıtrî bir ihtiyaçtır ve kadının yaradılışı örtünmeye muhtaçtır.
Evet tekrar ediyorum: Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve yaradılışları gereği tesettüre ihtiyaçları vardır. Çünkü kadınlar zayıf ve nazik olarak yaratıldıklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduklarından, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve nefrete mâruz kalmamak için örtünmeye yaradılışı gereği bir meyillidirler.
Çok iyi bilinmektedir ki, insan sevmediği ve nefret ettiği adamların bakışından sıkılır, rahatsız olur. Elbette açık saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, kendisine bakmasından hoşlandığı erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden nefret eder. Hem henüz güzelliği bozulmamış, güzelliğini kaybetmemiş bir güzel kadın, nazik olduğundan ve olumsuzluklardan pek çabuk etkilendiğinden, kendisini adeta göz hapsine sokan pis bakışlardan elbette sıkılır.
İşte kadın, bilse de, bilmese de; itiraz etse de, itaat etse de Kur`ân`ın tesettür emrini kendi fıtratı, yaradılışı emrediyor. O şefkat madeni ve erkeğin ebedî hayat arkadaşı olan kadınların, tecavüz gibi toplumun yüzkarası bir ihanete maruz kalmaması ve bu ihtimal neticesinde gelebilecek, kadın fıtratı için tamamen bir yıkım ve zillet olan hallere düşmemesi ve pis bakışların nefsî arzularını tatmin edecek âdi bir mal olarak gördükleri aşağı duruma alçalmaması ve o bakışların verdiği rahatsızlık ve mânevî esaretten ve sefaletten kurtulması ancak ve ancak tesettür ile olabilir.
Kadın yaradılışı gereği şiddetle kendisine haram olan erkeklerden korkar ve kendini sakınmak ister. Ve tesettürle, nâmahremin iştahını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf fıtratı emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve tesettürü, kadının bir siperi ve kalesi olduğunu gösterir.
Kadın ve erkek arasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka, yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet bir kadın, kocasına yalnız dünya hayatına mahsus bir hayat arkadaşı olmayıp, ebedî hayatta dahi ona ebediyyen refakat edecek bir hayat arkadaşıdır. Madem ebedî hayatta dahi kocasına hayat arkadaşıdır; elbette ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının bakışından gayrı, başka nazarlara kendi güzelliğini göstermemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir. Madem Mü`min olan kocası, iman sırrıyla, onunla alâkası yalnız dünya hayatına mahsus değildir; yalnız nefsî arzuların tatmini için kullandığı ihtiyaç da değildir; yalnız güzellik vaktine mahsus, geçici bir muhabbetle bağlandığı üç günlük dünyanın üç günlük arkadaşı da değildir. Öyleyse kadın, sonsuzluk âleminde erkeğin sonsuza kadar devam edecek hayat arkadaşıdır; o hâlde ebediyete yakışır esaslı ve ciddî bir muhabbetle, bir hürmetle kıymet verilmeye lâyıktır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî hürmet ve muhabbete mazhar olması gerekir. Elbette buna karşılık da, kadın da kendi güzelliğini yalnız kocasının nazarına tahsis ve muhabbetini yalnız ona vermesi, insaniyetin gereğidir
Hem bir ailenin mutluluğu, erkek ve hanım arasında karşılıklı güven ve samimî hürmet ve muhabbetle devam eder. Tesettürsüzlük ve açık saçıklık, o güveni bozar; o karşılıklı hürmet ve muhabbeti de kırar. Çünkü açık saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki, kocasından daha güzeli görmediğinden, kendini yabancıya sevdirmeye çalışmaz.
Şimdi bu anlattıklarımızı üst üste koyduğumuzda tesettür hakkında ileri geri nutuk atanların sanırım söyleyecek sözleri kalmamıştır. Eğer söyleyecek sözleri varsa, âyetlere ve kadın fıtratına aykırı sözler söylemeye devam ederlerse, biz de son sözümü şöyle söyleriz:
“Biz, Allah”ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah”ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz.” (Bakara: 138)
"Bir tohum nasıl kabuğunun içinde korunabiliyorsa, bir kadında ancak örtüsünün içinde korunabilir."