Bugün 2. Temmuz. Sivasta 17 yıl önce yaşanan katliamın yıl dönümü. Türkiye’nin demokratik güçleri bu yıl dönümünü de katliamcılarla hesaplaşmadan yaşıyorlar. Bu amaçla Sivas’ta yapılan etkinliğin katillerin hesap vereceği günü yakınlaştıracağına inanıyor ve umuyoruz. Bu konularla ilgili yapılması gerekenin bu günleri umutmamak ve unutturmamak olduğunu açık. Bunun içindir ki, her katliamın yıl dönümü aynı zamanda hesap sorma bilincinin geliştiği, güçlendiği ve kitleselleştiği günler olmaya devam edecektir. Biliyoruz ki egemenler, katliam yöntemini ihtiyaç halinde her zaman kullanmaya çalışacaklardır. Şovenizmin ve ırkçılığın bunca yüksek tutulmasının nedeni budur.
Katliama karşı yapılmak istenen etkinliğin cuma gününe denk gelmesini bahane eden yetkilinin, yaklaşımıda ortaya çıkan algı, bu gerçeğin ifadesidir. Arada geçen bunca yıla ve ortaya konan bunca tepkiye rağmen, halen bu üst düzey bir yetkili, güvenliği sağlayamayacağını ileri sürerek katliamın protestosunun Sivas’ta yapılmasını engelemek isteyebilmektedir. Ne demek bu? Katliamcı ruh, katliamcı zihniyet, yeniden harekete geçebilir demektir. Yani birileri tekrardan katliamaların bahanesi olan “tahrik” olmuş olmaktan dolayı, harekete geçebilir, yeni bir katliam yapabilir. İşte katliamcılığın özü ve devletle ilişkisi budur. Sormazlar mı devlet niçin var diye? Bu toplumu bu hale getiren anlayış bu şekilde varlığını sürdürebildiği sürece ve çeşitli kutsallıklarla ilgili olarak sözde insanların “tahrik” olması sonucu katliamların yapılabilmesine anlayışla veya olabilirlikle yaklaşıldığı sürece katliamlar gündemimizde hiç çıkmayacaktır.
Dolayısıyla, Sivas ve diğer katliamlara karşı mücadele etmek, yapılmış katliamların hesabını sormak, aynı zamanda ırkçılığa ve şovenizme karşı mücadele olarak ele alınmak ve geliştirilmek durumundadır. Eğer süreci böyle geliştiremezsek, yüz yılın başında Ermenilere karşı, 6-7 eylül 1955’te Rumlara karşı, 1970 lerden 1995 Gazi katliamına kadar Alevilere karşı yapılan ve 1990 lardan beride Kürtlere karşı yapılmaya çalışılan katliamlar, ne yazık ki, demoklesin kılıcı gibi başımızda sallanmaya devam edecektir.
Katliamlara karşı mücadele ve benzer katliamların yapılmasının koşullarının ortadan kaldırılması, devletin yaratmaya çalıştığı manipülasyonlarla mümkün değildir. Bu gün bu görev, doğrudan ve kaçınılmaz biçimde, potansiyel olarak devrede tutulan ve çok sık olarak şehirlerde gündeme getirilen, Kürtlere karşı yürütülen katliam girişimleri ile bağlantılı olarak yürütülmek zorundadır. Kürtlere karşı şehirlerde katliam girşimlerini gündemleştiren devlet, alevilerin çeşitli taleplerini dikkate alıyormuş gibi davranarak ezilenleirn çephesinde çatlaklar yaratmayı amaçlamaktadır. Bu oyuna gelinmesi, Alevilerin çıkarlarına olmayacaktır. Aleviler, Sivas katliamını protesto ederken, bunun yanında operasyonalrın durdurulmasını talep etmezlerse, geleceklerini karartır, geçmişlerinede saygısızlık etmiş olurlar.
Bu vesile ile, yaklaşan Maraş katliamının yıl dönümünü protesto etmekle ilgili dayatmış olan bir olguyu ifade etmek gerekir. Kısa süre önce, BDP’nin maraş il kongresinin yapılmasıyla da gündeme gelen Maraş katliamınını protestolarının artık Maraş’ın merkeznde yapılması gerekir. Bilindiği gibi Maraş katliamının, 12 eylül öncesi yaşanmış katliamların en kapsamlısı olduğunu biliyor ve söylüyoruz. Ancak nedense demokratik kurumlar, Maraş katliamını Maraş’ta ve merkezi bir biçimde protesto etmeyi, en azında bu güne kadar, belkide haklı sebeplerle denemediler. Artık bu durumun değişmesi gerekir. Maraş, bir avuç faşiste teslim edilemez, edilmemelidir. Maraş halkı topyekun bu katlimda sorumlu tutulamaz, böyle bir algılama üzerinde hareket edilemez. Dolayısıyla Maraş katliamının protesto etkinlikleri özellikle Maraş ‘ta yapılmalıdır. Böylece 12. Eylül faşiziminin ördüğü bir duvar daha yıkılmalı, demokratik gelişme bir adım daha öne taşınmalıdır. Yapılabilecek olan böyle bir etkinliğin biçimi ve ilgili ayrıntılar, tartışılıp değerlendirilebilinir. Mesela orada mezarı bulunan özellikle Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun ve diğer ölen arkadaşlarımızın mezarlarının ziyareti, özel bir anlam taşıyacak, değer ve karşılık bulacaktır. Ve bu görev en başta, demokratik alevi kurumlarıyla birlikte BDP’ye düşmektedir.